
Bugün, Türk tiyatrosunun belleğinde derin izler bırakan bir isimle vedalaşıyoruz.
Haldun Dormen, yalnızca oyunlar sahneleyen bir yönetmen değil; sahneyi bir okul, tiyatroyu bir hayat biçimi olarak gören kuşağın simgesiydi.
FRM TV Buca stüdyolarımızda kendisiyle çalışma ve tanışma fırsatımız olmuştu. Engelli bireylerle ilgili bir film sahnesinde rolü vardı ve rol yapmıyor adeta karakteri yaşıyor, yaşatıyordu. Çalışırken karşısında heyecanlandığım nadir sanatçılardan biriydi Haldun Dormen. Çekim sırasında onu canlı canlı izlemek tarifi olmayan bir duyguydu. Bir yönetmeni yönetmek nasıl olur ki diye düşünürken rolünü yarıda kesip yönetmene “Hata yaptım, uyarmadın! uyaracaksın. Kestik diyeceksin, tekrar alacaksın. Şuan oyuncu ben, yönetmen sensin!” dediğinde günümüzün egoist kişilik bozukluğu olan sonradan görme yönetmenlerine de bir gönderme yapmıştım içten içe… Çekimlerden sonra uzun uzun yaptığımız bahçe sohbetimize doyum olmamıştı vedalaşırken…
Dormen’in tiyatrosu, alkıştan ibaret değildi. Disiplinle yoğrulmuş bir neşe, ciddiyetle taşınan bir zarafet vardı işlerinde. Oyuncularına güvenen, seyircisini küçümsemeyen, güldürürken düşündüren bir dil kurdu. Onun sahnesinde tempo da vardı, incelik de. Bir bakışla anlatılan duygular, bir replikle açılan ufuklar…
Bugün geriye dönüp baktığımızda, Türk tiyatrosunun modernleşme yolculuğunda Dormen’in adımlarını görmemek mümkün değil. Yetiştirdiği oyuncular, açtığı yollar, cesaret verdiği metinler… Hepsi birer taş gibi döşendi bu yolun üstüne. O taşlardan yürüyen nice isim, bugün sahnelerde, ekranlarda, kulislerde onun emeğini taşıyor.
Elbette her veda hüzünlüdür. Ama bazı vedalar, aynı zamanda bir teşekkürdür. Haldun Dormen’e teşekkür borçluyuz: Tiyatroyu sevdirdiği için, ciddiye aldığı için, emek verdiği için… Perdeyi hep zamanında açtığı, alkışı hep oyuncularıyla paylaştığı için.
Bugün bir sahne ışığı söndü. Ama iyi biliyoruz ki, perde kapanmadı. O ışık, başka sahnelerde yanmaya devam ediyor.


YORUMLAR